19 Mayıs 2011 Perşembe


Daha küçükken terk edilmiştik. Henüz ağaçtan meyveleri toplayamadan sonbaharın sonuna yetiştik. sonbahar bitimi yine sonbahar. ‘hayat tekrarlanan sayılan kadar adildir.’ kimse sorgulamadı bunu ve sonra. bir masa ve bir bardak kadar yalnız bırakıldık.

boşluklar vardı. bir insandan diğerine.   
uzanmak istesek yetişemiyorduk. oysa atılan her adım farklı güne açılıyordu. 
Bob Dylan sesi gibi bulutsu.  
Ama işte.
bir hayat vardı ve bizi aşağı sallıyordu.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Yani düşünsenize.

Tesadüf diye bir şey olamaz. dünyada dört milyar insan, sekiz milyar canlı olduğunu düşünelim. canlıların kapladığı alan ise 148.939.062 gibi bir sayı olsun. ve bir günde yirmidört saat var. imkanlar bu kadar belirgin, zaman bu kadar kısıtlı ve canlı sayısı bu kadar fazlayken, bu kısa zamanda mutlaka birileri bir yerde karşılaşmak zorunda. yani düşünün Anıl’ın yanında kırk adet nesne var, benim yanımda ise elli. ne yani, onun şiir defterinin benim gözlüğümün üzerinde yer almasını tesadüf olarak mı adlandırmak zorundayız? ayık olalım biraz.

sayısal veriler konusunda iyi değilim.

ki son cümlelerimi yazarken inandırıcılığım beni bile etkilemedi. bu da böyle bir anıydı demem gereken sahnedeyiz. evet.

31 Mart 2011 Perşembe

Yani, insanlar bu gözlüğü seviyor.

28 Mart 2011 Pazartesi

siz, saatleri yaşadınız. zamantaşlarını. niceldir saatler. adsızsırlar. renklerini, kokularını kişiselliklerden alırlar.
aylar birbirinin içinden yürüyebilir. ağustosta bile marta gönderme vardır. yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
günlerse bambaşka. bir günün öbürünün önüne geçmesine izin yok. günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
siz, saatleri yaşadınız. henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. tanığınızım. 

..


bulutlu bir günde, bana Cemal Süreya'dan bahsedersen eğer dünya daha güzel olabilir.

24 Mart 2011 Perşembe

Hani ailenizle zorla piknige gidersiniz ya. işte öyle,

boştan hissediyorum. ve birkaç gün daha böyle hissederek hayatıma kaldığım yerden devam edebilirim. mesela düşünün, çatalı zeytine batırıyorsunuz ama o yeşil zeytin malca zıplayıp yere düşüyor. yani bahsetmek istediğim tam da bu anın duygusu. bu güzel havalar bende böyle bir etki bırakıyor işte. oysa mart kötü başlamıştı. üşümüştük, kalınlı ceketler giyip dershaneye gitmiştim bundan çokaz gün önce. niye şimdi güneşli ki. niye yani. çokgüzellan. insafsızlık. şu sınav günü gelse geçse, ben daha normal cümleler kursam. ne hoş olur dimi. itirafınız olsun. cümleler bile değişti baksanıza. normal şartlar altında gereksiz ‘ben’ zamirini kullanmazdım bir kere. bunu bi ayırın şöyle.

sekiz aydır yapmadığımı şimdi yapıp,  gidip biraz çalışayım diyorum. vicdan meselesi.

19 Mart 2011 Cumartesi

bir mesele var.


ben ne zaman saçlarımı düzleştirsem yağmur yağardı. ama bugün hava oldukça GÜNEŞLİ.
evrenin işleyişinde bir düzensizlik var gençler. her an kötü şeyler olabilir. bunları bilin diye söylüyorum.

* peki, tamam abartmaya gerek yok. öyle çok sık düzleştirmem. bir ki kere anca.
yani söylemek istediğim, panik yapmayın. merdivenleri ikişer ikişer inerek uzaklaşabilirsiniz.

* bu fotoğrafın konumuzla yakından, uzaktan, şurdan burdan herhangi bir ilgisi yok. hiçbir zaman olmadı. bu demek değildir ki, sonsuza kadar olmayacak.

bilemiyorum. bugün tuhaf.

13 Mart 2011 Pazar

tahmin etmesi zor.



Güneşli bir gün.
Burada bahar erken başladı. Birkaç gün sonra ne olur bilmiyorum. Buraya birşeyler karalamayı gerçekten özlemişim, bu ayrı. cümlelerim bile basitleşmiş baksanıza.  yani noktalama işaretlerine bile aldırış etmiyorum. etmem gerekmiyor zaten, umursamazsınız değil mi? öyle olmalı. en doğrusu. düşünsenize, bir cümlede virgülün daha çok önem taşımasına özne kırılmaz mıydı? 

Hani İstanbul'da ilk olarak insanlar ve beş liralık saatler dikkatimi çekmişti. sanki her köşe başına yayılmışlar ve gözlerinize alışkanlık yüklüyorlardı. işte öyle. yani söylemek istediğim, nereye baksam güzel bir cümle, ben onlara baktıkça anlamlaşan birkaç güzel ağaç ya da elmalı turta. ne biliyim, tatlı bir tuhaflığı var.

Bugün biraz yürüdüm. binaların üzüntüsü korkunçtu. daha önce kimse onlara benim baktığım gibi bakmamış. her adım attığında elinden tutup kaldıracakmış gibiydiler. canlı sanki. yollarda hiç çiçek görmedim, ilginç. Ve sonra eve gidip biraz Pink Floyd dinledim. bugünlerde yapabileceğim daha iyi birşey yok.

Ve şimdi, hep beraber bunu dinleyip kahvelerimizi yudumluyoruz.

* yok hayır, Pink Floyd dinleme saati değil henüz.