10 Ocak 2011 Pazartesi

Seyir defteri.

Twitter vs. Facebook
Sosyal bir ağ oluşturmayı amaçlayan 'feysbuk' şu an itibariyle benim gözümde yerini twitter arkadaşına kaptırmış bulunmakta. En yüksek birincilik puanı ona, sanalın birinciğiliği. Çünkü, eski sevgilimin bana tercih ettiği, aramızda hiç hoş olayların geçmediği eski ama yeni olan sevgilisi malum sitede beni 'follow'layınca bundan daha fazla sosyal olamayacağımı anladım. Bu kadar sosyallik fazlaydı, sayfayı kapattım. En sosyal halimi bana twitter kazandırmıştı netice de.

Anne Uyandırması.
Merhaba. ben küçük çekirdekli bir ailenin ferdiyim. Sabahları uyandığımda sevgili annem uyanmamışsa eğer, kendisini uzun uzuuun çaldırarak uyandırır, yatağıma gerelerek beni uyandırmasının keyfini çıkarırım. Evet, ailedeki en küçük bireyden daha büyük olanım. Niye öyle düşündünüz ki?

9 Ocak 2011 Pazar



Yeşil ojelerimi sevmeyenlere iki çift söz.
Yeşil güzeldir.

8 Ocak 2011 Cumartesi



Dünyadaki en kötü eylemin ya da -adına her ne deniyorsa o olanın - ne olduğunu biliyor musunuz?

Evet, ne yazman gerektiğine karar verdiğin an ile eş zamanlı olarak o şeyi yavaş yavaş unutmaya başlamandır.
Toplarlayalım. şimdi, karar vermek ve unutmak aynı topraktan filizlenir. yok olur gider. birşey yazamazsın böyle. yani. Bir de üstelik uzun zamandır yeni kayıt girmemişsindir ve ilk kayıt cümlelerin böylesine saçma bir tespittir.
Ne biliyim, insan tuhaf hissediyor.

ikiyüzellinci izleyicime çok az küçük gibi olan ama aslında olmayan süslü bir kutu hediye ediyorum. hadi bakalım. ( şşt, hep bunu yapmak istemişimdir. ileride bunu da yaptım diyebilmek adına -idi.)

Bu bölgede zaman işlemiyor, biliyorum. Herşey aynı tıpkı bıraktığım gibi. Tanıdığım bir tropikal meyvesi şöyle yazmıştı; ' zamanın öldüremediği zehirli şairler, her yerde. Zamanın işleyişine yön veren 'ben'dir. İçeride, en karanlık askıda.' 

işte böyle.

20 Aralık 2010 Pazartesi

hayalkırıklığı anatomisi.

İki aya tüm mevsimler sığabiliyormuş. İlkbahar, ikincibahar, sonbahar, kış..
Hani güneşli bir günde mevsimlerin aylardan daha önemli olduğunu söylemiştim. Evet sevgilim, tüm kış birlikteymişiz meğer. oysa sen baharlarını farklı evrende yaşamışsın sadece. hepsi bu.

14 Aralık 2010 Salı

flowersindecember.

Aslında inanmak istediğim ama inanmadığım iki şey var. İlki, herhangi bir yerde benim için yaratılmış biri olduğu, diğeri ise benim onu hakettiğim gerçeği.

Çok net konuşuyorum.


Flowers in December.

10 Aralık 2010 Cuma



'' I'm the hero of the story,
Don't need to be saved. ''

Ilık bir kış günü ya da soğuk bir yaz gecesi, bunun bir önemi yok. Bu sadece yere düşen yapraklar kadar gerçek. gerçek, sahi bir kimlik belki de bir aşk. Aşk? hayır bu ikisine aynı cümlede yer verilmemeli. susun, baştan alıyorum. 

dar bir sokaktan ilerliyorsunuz, insanlar fazla, bezmiş ve umursamaz. sizin onları farkettiğiniz gibi onlar kendilerini farketmiyor. Bir kedi çöp tenekesinden atlayıp tam sağınızdan ilerliyor. sırıtıyorsunuz önce, sonra karşıdan karşıya geçiyorsunuz kalabalık bir sürü halinde. elleriniz cebinizde belki, bir şarkı mırıldanıyorsunuz. Bulutların söylediği gibi. Yağmurdan sonraki toprak kokusunu içinize çekiyorsunuz, vitrin camlarından kendi yansımanıza bakarken yanınızda gördüğünüz siluet zamanı durduruyor. gülümsüyorsunuz, gülümsüyor oda. kim olduğunuzu sormuyor, 'kahveyi sever misiniz?' 
kahve fincanı elinizi hafif yakıyor, bir yudum daha alıp bırakıyorsunuz. O size george harrison'dan bahsediyor, siz ise gökkuşağının renklerinden ve en sevdiğiniz plaktan. 'hayır' diyorsunuz. ' syd barrett tam bir devrim sayılmazdı, o sıradan olmalı bizim gibi. ' 
kapıdan çıkıyorsunuz. kahve için teşekkürler dileyip, farklı yönlere ilerliyorsunuz. arkanıza bakmadan. hepsi bu. belki de hayatınızı değiştirecek kişi dar bir sokakta yanınızdan geçip gidiyor, farketmiyorsunuz. ama kimimiz onunla bir kahve içme şansına sahip oluyor. Şimdi, yukarıdakine bakıp gülümseyin ve sadece bol kremalı bir kahve şansı dileyin. 
Ve unutmayın,
Hayatı kederin karmaşasıyla renklendirin.



Not: Bu arada Sevgili Joseph Gordon-Levit, beni babamdan ne zaman istiyorsun?

5 Aralık 2010 Pazar

onsekiz.




biruykusuzunanatomisi

Bu kız uykusuz. 
Ona acımadan adamlar her güne bir hatta daha fazla sınav yerleştirmiş. pislikler.

Bu kız sinirli.
Çünkü bu durum karşısında nasıl küfür edebileceğini bilmiyor.

Bu kız farkında.
Baktı ki olmuyor, amaan yemişim...! diyerekten rezilliğini böyle sergiliyor.

Bu kız kasıntı.
Çünkü saçları dalgalı. düz saçın ne olduğu konusunda çok az bir deneyimi var.






The Smiths - i know it's over.